Ölen Kişinin Aylığını Kimler Alabilir

Ölüm aylığı bağlanabilmesi için hak sahiplerinin, örneği Kurumca hazırlanan Tahsis talep dilekçesi ile sosyal güvenlik il müdürlüğüne ya da sosyal güvenlik merkezine başvurması şarttır

2008 Den Sonra Ölenler Borçlanma Yaparak Ölüm Aylığı Alabilir mi?

Bugün ölüm aylığı hak bazı bilgiler vermeye çalışacağız kimler hak sahibidir ölen sigortalının hangi gün şartları ile geride kalanlar için ölüm aylığından yararlanabilir bu konu hakkında bilgi vermeye çalışacağız.

Ölüm Aylığı Nedir Kimler Ölüm Aylığından Yararlanabilir?

Kanun koyucu bu konuyu bazı şartlara bağlamıştır
1-) En az 1800 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş veya,olmalıdır veya

2-) 4/1-(a) yani SSK’lılar için her türlü borçlanma süreleri hariç en az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş,olması şartıyla ölüm aylığı bağlanır. Yalnız Ölüm aylığı bağlanabilmesi için sadece 4/1-(a) sigortalıları için öngörülen her türlü borçlanma süreleri ki bunlar çalışılmadan geçerek borçlanılan sürederden bahsedilmektedir yurt dışında geçen hizmet sürelerini borçlanmak bu kapsamda değerlendirilmemetedir. Yani askerlik süresi gibi borçlanmalar hertürlü diye tarif edilmektedir..En az 5 yıldan beri sigortalı bulunup, toplam 900 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi bildirilmiş olması şartında; gerek ölen sigortalı tarafından, gerekse hak sahipleri tarafından yapılan tüm borçlanmalar bu şartların oluşmasında dikkate alınmayacaktır.
Ancak, 1/10/2008 tarihinden önce ölen sigortalıların 900 gün hesabında borçlanılan tüm süreler dikkate alınacaktır. Başka bir ifadeyle 01/10/2008 Tarihinden sonra ölenler için borçlanılan süreler kabul edilmeyecektir.
Ayrıca, kendi nam ve hesabına (4/b li) çalışan sigortalıların hak sahiplerine ölüm aylığı bağlanabilmesi için ölen sigortalıların genel sağlık sigortası primi dâhil, prim ve prime ilişkin her türlü borçlarının ödenmiş olması şarttır.

 

Ölüm Aylığı Kimlere Bağlanır?
Ölüm aylığı, ölen sigortalının;
a-) Eşine,
b-) Çocuklarına,
c-) Anne ve babasına bağlanır.

Hayatını Kaybeden Sigortalının Eşine Aylık Bağlanmasının Şartları Nelerdir?
Eşine aylık bağlanması için, ölüm tarihinde sigortalının eşi ile yasal evlilik bağı bulunması şarttır. Sigortalının dul eşine % 50 si; aylık bağlanmış çocuğu bulunmayan dul eşine ise Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaması veya kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması halinde % 75 i oranında aylık bağlanacaktır.

Erkek çocuklara ölüm aylığı bağlanabilmesi için;
Evli olup olmadıklarına bakılmaksızın, erkek çocukların yüksek-öğrenim görmeleri halinde 25 yaşını doldurmamış olmamaları, orta-öğrenim görmeleri halinde 20 yaşını doldurmamış olmaları, herhangi bir eğitim kurumunda öğrenim görmemeleri halinde ise 18 yaşını doldurmamış olmaları ile birlikte kendi sigortalılığı nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmıyor olmaları şarttır.

Kız çocuklara ölüm aylığı bağlanabilmesi için;
Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmıyor olmaları,
Kendi sigortalılıkları nedeniyle gelir veya aylık bağlanmamış olması,
Evli olmamaları veya evli olmakla birlikte sonradan boşanmış veya dul kalmış olmaları şarttır. Kız çocuklarına ölüm aylığı bağlanabilmesi için herhangi bir yaş ya da öğrenim durumu şartı bulunmamaktadır.
Kurum Sağlık Kurulu kararı ile çalışma gücünü en az % 60 oranında yitirdiği tespit edilen çocuklara da evli olup olmadığına, yaşına veya cinsiyetine bakılmaksızın ölüm aylığı bağlanır.

Hayatını Kaybeden Sigortalının Anne Ve/Veya Babasına Aylık Bağlanmasının Şartları Nelerdir?
Anne ve/veya babaya aylık bağlanabilmesi için de yine birtakım kıstaslar mevcuttur. Öncelikle anne ve/veya baba 65 yaşın altında ise, ölen sigortalının hak sahibi eş ve çocuklarından geriye artan hisse olmak zorundadır. Ayrıca anne ve/veya babanın her türlü kazanç ve irattan elde etmiş oldukları gelirleri asgari ücretin net tutarından az olmak zorundadır. Yine anne ve/veya babaya ölen çocuklarından ölüm aylığı bağlanabilmesi için, diğer çocuklarından hak kazanılan gelir/aylıklar hariç olmak üzere, gelir ve/veya aylık bağlanmamış olması da şarttır.
Anne ve/veya baba 65 yaşın üstünde ise, yukarıda belirtilen şartları taşımaları halinde ölen sigortalının hak sahibi eş ve çocuklarından geriye artan hisseye bakılmamakta, artan hisse olmasa bile ölüm aylığı bağlanmaktadır.

Ölüm Aylığı Bağlanması İçin Nereye Ve Nasıl Başvurulur? Müracaat İçin Gerekli Belgeler Nelerdir?
Ölüm aylığı bağlanabilmesi için hak sahiplerinin, örneği Kurumca hazırlanan Tahsis talep dilekçesi ile sosyal güvenlik il müdürlüğüne ya da sosyal güvenlik merkezine başvurması şarttır.

Hizmet akdine tabi (4/a lı) ve kendi nam ve hesabına (4/b li) çalışmış sigortalıların hak sahipleri için Tahsis Talep Dilekcesi ; ekleyecekleri belgeler

Tahsis Talep Beyan Dilekçesi
-18 yaşını doldurmayanlar hariç, lise ve dengi öğrenim görmesi halinde 20 yaşını, yüksek öğrenim görmesi halinde 25 yaşını doldurmayan erkek çocukların ilgili öğretim kurumundan alacakları öğrenci belgesi,-Malul çocuklar için sağlık kurulu raporu-Vasi İlamı (Hak sahiplerine vasi tayin edilmesi durumunda)eklenir.

Ölüm Aylığı Hangi Durumlarda Kesilir?
-Eşi yeniden evlendiği takdirde, -çocuklarının Kanun kapsamında veya yabancı bir ülke mevzuatı kapsamında çalışmaya başlamaları,Kendi sigortalılıkları nedeniyle taraflarına gelir veya aylık bağlanması, Evli olmayan kız çocuğu evlendiği takdirde herhangi bir eğitim kurumunda öğrenim görmeyen erkek çocuğu 18 yaşını doldurduğu, orta-öğrenim gören erkek çocuğu 20 yaşını doldurduğu, yüksek-öğrenim gören erkek çocuğu 25 yaşını doldurduğu takdirde,
-Anne ve/veya babasına, diğer çocuklarından hak kazandıkları gelir/aylıklar dışında, gelir/aylık bağlandığı takdirde, -Anne ve/veya babası asgari ücretin net tutarından fazla gelir elde ettiği takdirde, bağlanmış bulunan ölüm aylıkları kesilir.

 

Kaynak: http://www.sskemekli.com/olen-kisinin-ayligini-kimler-alabilir.html

 

 

ölümaylığı

Avukatlık Vekâlet Ücretinin Vergi Yasaları Karşısındaki Durumu

Mahkeme kararı lehine olan taraf GVK Md. 94’te tevkifat yapacak kişiler arasında yer almıyorsa (örn. gerçek kişiyse) sözleşmeli (yazılı/sözlü) avukatına stopaj yapmaksızın bu bedelleri aktaracaktır.

 

Vekâlet ücretinin vergi yasaları karşısındaki durumu

a) Gelir vergisi karşısındaki durumu

Pek çok özelgede “Davanın kaybedilmesi sonucu mahkeme kararına istinaden karşı taraf avukatına ödenmesi gereken vekâlet ücretinin, … A.Ş. tarafından doğrudan avukata yapılması halinde Gelir Vergisi Kanununun 94 üncü maddesi ve 2009/14592 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı uyarınca sorumlularca % 20 nispetinde gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.

Ayrıca, karşı taraf aleyhine hükmedilen vekâlet ücreti ödemelerinin doğrudan avukatlara değil de icra müdürlüklerine yapılması durumunda da icra müdürlüklerine ödeme yapıldığı sırada vekâlet ücreti ödemesinden gelir vergisi tevkifatı yapılması gerekmektedir.” mahiyetinde ifadeler yer almaktadır.

Gelir Vergisi Kanunu’nun 94. maddesinin birinci fıkrasında; adı geçen maddede yer alan ödemeleri nakden veya hesaben yaptıkları sırada, istihkak sahiplerinin gelir vergilerine mahsuben gelir vergisi tevkifatı yapmaya mecbur olan kişi ve kurumlar belirtilmiş ve aynı maddenin 2/b numaralı bendinde, yaptıkları serbest meslek işleri dolayısıyla bu işleri icra edenlere yapılan ödemeler üzerinden % 20 oranında tevkifat yapılacağı hüküm altına alınmıştır.

Aleyhe sonuçlanan mahkeme neticesinde vekâlet ücreti ödemek zorunda kalan borçlu taraf, avukattan herhangi bir hizmet almamıştır. Mahkeme lehine sonuçlanan kişinin yargılama giderine karşılık olmak üzere bu bedeli ödemektedir. Dolayısıyla da vekâlet ücreti hak eden kişi avukat değil de karşı taraf olduğu için ödeme yöntemi ne olursa olsun davayı kazanan tarafa ödenen bedel bir yargılama gideriolup ödeyenin GVK Md. 94 uyarınca kesinti yapmaması gerekir.

Ancak dava lehine sonuçlanan kişinin karşı taraftan tahsil ettiği bedeli kendisini temsil eden avukatına aktarması durumunda GVK 94. maddesinin birinci fıkrasında yer alan tevkifat yapmak zorunda olan kişilerden birisi olması durumunda GVK 94/2-b maddesi uyarınca tevkifat yapması gerekmektedir. Eğer kazanan taraf GVK uyarınca tevkifat yapmak zorunda olan kişiler arasında değilse tevkifat yapmadan bedeli aktarmalıdır. Avukat da bedeli şahsi kazancının tespitinde (serbest meslek kazancında) hasılat olarak dikkate alacaktır.

Gündelik hayatta bu ödemelerin neredeyse tamamına yakınının icra daireleri vasıtasıyla yapıldığı dikkate alındığında kaybeden tarafça tevkifat yapılarak ödeme yapılması durumunda eksik ödenen tutarlar nedeniyle icra dosyasının kapanmayacağı da işin bir başka hukuksal yönüdür.

Bu nedenle de uygulamada tevkifat yapılması teknik olarak mümkün olamamaktadır.

Ancak farklı Vergi Dairesi Başkanlıklarınca verilen pek çok özelge incelendiğinde davayı kaybeden tarafın İcra Dairesine ödeme yaparken gelir vergisi tevkifatı yapması gerektiği ifade edilmektedir. Yukarıda da belirtildiği üzere icra dairesinde dosya kapanmayacağından işletmeler kesinti bedelini mükerrer olarak Vergi Dairesine ödemek durumunda kalmaktadırlar.

Yukarıda özetlenen hukuki duruma göre; kazanan tarafa ödeme esnasında herhangi bir tevkifat yapılmamalı ve kaybeden taraf Mahkeme İlamına istinaden (GVK 40/3) uyarınca yaptığı ödemenin tamamını gider olarak kayıtlarına intikal ettirmelidir.

b) KDV karşısındaki durumu

Avukatlar temsil ettikleri müvekkillerine karşı serbest meslek hizmeti sunmaktadırlar. Dolayısıyla da KDVK açısından vergiyi doğuran olay müvekkilleri ile kendileri arasındaki hizmetin sunulduğu anda meydana gelmektedir.

Mahkeme kararına istinaden aleyhine karar verilen kişi tarafından ödenen dava vekâlet ücreti veya icra takibinde ödenen icra vekâlet ücreti için yapılan ödemeler bir hizmetin karşılığında ödenmemektedir. Bunlar yargı gideri mahiyetinde ödenen bedellerdir. Bu bedellerin ödenmesi aşamasında ödemeyi yapan kişi açısından bir hizmet alınmamış olduğundan KDV doğmayacaktır.

Nitekim bu husus 1 seri nolu KDVUGT’nin I/B-4 Avukatlık Ücretleri bölümünde;

“Mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücretlerinin davayı kazananlara ödenmesi KDV’nin konusuna girmez. Ancak bu paralardan sözleşmeleri gereği ücret karşılığı çalışanlar dışında kalan avukatlara intikal eden kısım, serbest meslek kazancı kapsamında vergiye tabi olur. Avukatlar aldıkları bu para için davayı kazanana serbest meslek makbuzu düzenler ve makbuzda alınan tutar üzerinden KDV hesaplayıp ayrıca gösterirler.

Mahkeme kararında “KDV hariç” şeklinde bir ifadenin yer almaması halinde, vekâlet ücretinin KDV dahil olduğu kabul edilir ve iç yüzde oranı uygulanmak suretiyle hesaplanan KDV, düzenlenen serbest meslek makbuzunda gösterilir.” şeklinde ifade edilmiştir.

Nitekim bu durum Gelir İdaresi Başkanlığının 08.10.2010 tarih ve 89505 sayılı yazısı ile Vergi Dairesi Başkanlıkları ve Defterdarlıklara duyurulan 2010/1 sayılı Vergi Denetimi ve Koordinasyonu İç Genelgesi’nin 3. maddesinde de şu şekilde teyit edilmiştir: “Mahkemelerce hükmolunan avukatlık ücretlerinin davayı kazananlara ödenmesi KDV’nin konusuna girmemektedir. Bu paraların avukatlara intikal eden kısmı ise serbest meslek kazancı kapsamında KDV’ye tabi olacaktır. Ancak, avukatın sözleşme gereği ücret karşılığı çalışması halinde avukata intikal eden kısım KDV’ye tabi tutulmayacaktır.”

Dava lehine sonuçlanan tarafça kendisini temsil eden avukata bu bedeller aktarıldığında ise avukat tarafından müvekkiline hizmet sunulduğundan ve bu işlem KDV’nin konusuna girdiğinden avukat tarafından düzenlenen Serbest Meslek Makbuzunda KDV hesaplanarak gösterilmelidir.

Ancak kazanan taraf, vekâlet ücretini sözleşmeli olarak serbest meslek faaliyeti gösteren avukatına aktarmışsa (ödemişse) bu kısım serbest meslek kazancı kapsamında KDV’ne tabi olmalı KDV dahil olarak tarife kapsamında belirlenen ücretten iç iskonto yoluyla KDV hesaplanmalıdır. Vekâlet işlemi, eğer davayı kazanan kişinin kadrolu avukatı tarafından icra edilmişse ve avukata bu kapsamda ödeme yapılmışsa bu ödeme serbest meslek kazancı kapsamında değil ücret olarak vergilendirilmeli ve KDV’ne tabi olmamalıdır.

 

 Belge düzeni (VUK) karşısındaki durumu

Belge düzeni de yine bu konunun uygulamada duraksamaya yol açan yönlerinden biridir.

Yazılı olan ya da olmayan bir sözleşme çerçevesinde müvekkilini mahkemede ve icra dairesinde temsil eden onun adına hukuki işlemlerinin takibini gerçekleştiren avukat serbest meslek makbuzunu kime düzenleyecektir? Temsil ettiği müvekkiline mi yoksa mahkeme aleyhine sonuçlanan bu nedenle de yargı ve icra giderlerini ödemek durumunda olan karşı tarafa mı?

375 sıra no.lu VUKGT’nde “İcra Dairelerince Alacaklı Taraf Avukatına Ödenmesine Karar Verilen Vekâlet Ücretlerinin Belgelendirilmesi” bölümünde “İcra dairelerince borçludan alınarak müvekkili adına takibat yapan alacaklı taraf avukatına ödenmesine karar verilen avukatlık (vekâlet ) ücretlerinin avukata ödendiği anda, avukat tarafından borçlu adına en az iki nüsha serbest meslek makbuzu düzenlenecek olup, bir nüshası ödemeyi yapan memura verilecek; makbuzun avukatta kalan nüshasına ise icra dairesince ödemenin yapılmış olduğuna dair bir şerh düşülmesi ve ödemeyi yapan memur tarafından imzalanması şartı aranmayacaktır.” şeklinde düzenleme yapılmıştır.

Vergi Dairesi Başkanlıklarınca verilen pek çok özelgede de avukatlar tarafından borçlu tarafa bir başka deyişle mahkeme kararı aleyhine olan ve hakkında icra takibi işlemi yapılan kişi adına fatura düzenlenmesi gerektiği ifade olunmuştur.

Yukarıda KDV ile ilgili bölümde ifade ettiğimiz 1 seri no.lu KDVUGT’ndeki hükümde “Avukatların aldıkları bu para için davayı kazanana serbest meslek makbuzu düzenleyecekleri” ifade edilmiştir.

Görüldüğü üzere Tebliğlerdeki düzenlemeler uygulamada karışıklığa yol açacak mahiyettedir. Yani bir düzenlemeye göre kaybeden tarafa, bir düzenlemeye göre kazanan tarafa SMM düzenlemek gerekiyor.

Gelir vergisi uygulamasında dava vekilleri (avukatlar), serbest meslek erbabı sayılırlar. Vergi Usul Kanunu’nun 236. maddesine göre serbest meslek erbabı, mesleki faaliyetlerine ilişkin her türlü tahsilatı için iki nüsha serbest meslek makbuzu tanzim etmek ve bir nüshasını müşteriye vermek, müşteri de bu makbuzu istemek ve almak mecburiyetindedir.

Tüm bu hükümleri yorumlarken konunun hukuki yapısını tekrar etmekte yarar var. Hukuk Muhakemeleri, Ceza Muhakemeleri, Avukatlık ve İcra İflas Kanunları çerçevesinde mahkeme kararı aleyhine sonuçlanan ve hakkında icra takibi yapılan kişinin ödediği bedeller yargılama/icra gideri mahiyetinde ve karşı taraf vekâlet ücreti olarak dikkate alınmaktadır. Aleyhe sonuçlanan kişi açısından ödenen bedel ana alacağa bağlı fer’i alacak niteliğindedir. Alacakla birlikte dava lehine sonuçlanan tarafa hükmedilen bir tutardır. Ayrıca avukatın kaybeden tarafla hukuki hizmet sunma konusunda yazılı ya da sözlü bir sözleşmesi de sözkonusu değildir. Kaybeden taraf, avukattan herhangi bir hizmet satın almamaktadır. Bu yönden de bakıldığında avukatın kaybeden tarafa SMM düzenlemesi söz konusu olmamalıdır.

Mahkeme kararı lehine sonuçlanan tarafça mahkeme ve icra giderleri arasında yer alan karşı taraf vekâlet ücreti için kaybeden tarafa 1 seri nolu KDVUGT’nin I/B-4 bölümü uyarınca KDV hesaplamaksızın fatura düzenlenmelidir. Eğer mahkeme lehine sonuçlanan kişi belge fatura düzenlemek zorunda olan kişilerden değilse (örneğin vergi mükellefi değilse) bu durumda davayı kaybeden taraf yaptığı bu ödemeler için mahkeme kararına ve icra dairesi kararına istinaden GVK Md. 40/3 uyarınca; işle ilgili olmak şartiyle, mukavelenameye veya ilama veya kanun emrine istinaden ödenen zarar, ziyan ve tazminatlar gider yazılabilecektir.

Kazanan taraf VUK uyarınca fatura düzenlemek zorunda olan kişiler arasında ise fatura düzenleyecek ancak yukarıda belirttiğimiz üzere KDV hesaplamayacaktır.

Neticede ise avukat mahkeme kararı lehine sonuçlanan ve kendisinin de yazılı ya da sözlü sözleşme uyarınca hizmet sunmak durumunda olduğu müvekkiline SMM düzenleyecektir. Karar lehine olan taraf ödemeyi avukatına yaparken GVK uyarınca gelir vergisi kesintisi yapacak avukat da bu kişi adına düzenlediği SMM’nda KDV ve gelir vergisi stopajı hesaplayacak, bunları belgede gösterecektir.

 

Sonuç
Oldukça kapsamlı olarak ele aldığımız, yargılama sonucunda mahkeme kararına istinaden hükmedilen vekâlet ücretleri ile icra takip işlemlerinde karşı/alacaklı taraf avukatına yapılan ödemelerin vergi uygulamaları karşısında olması gereken süreci (belge düzeni, gelir vergisi tevkifatı ve KDV) bir şema ve maddeler halinde özetleyelim:

Mahkeme kararı aleyhine olan ve bu nedenle avukat vekâlet/icra vekâlet ücreti ödeyecek kişi ödeme yaparken GVK’nun 94. maddesi uyarınca tevkifat yapmayacaktır.
Mahkeme kararı lehine olan taraf VUK uyarınca işlemlerinde fatura düzenlemek zorunda olan bir kişi ise kaybeden tarafa KDV hesaplamaksızın yargı ve icra gideri olarak (vekâlet ücretleri) fatura düzenleyecektir.
Mahkeme kararı lehine olan taraf VUK uyarınca işlemlerinde fatura düzenlemek zorunda olan bir kişi değilse (örneğin bir gerçek kişiyse), kaybeden taraf mahkeme kararına/ilama istinaden ödediği bedeli gider yazabilecektir.
Mahkeme kararı lehine olan taraf GVK Md. 94 uyarınca tevkifat yapacak kişiler arasında sayılmışsa (Örn. ticaret şirketleri, iş ortaklıkları, dernekler, vakıflar, dernek ve vakıfların iktisadî işletmeleri, kooperatifler, gerçek gelirlerini beyan etmeye mecbur olan ticaret ve serbest meslek erbabı..) sözleşmeli (yazılı/sözlü) avukatına bu bedelleri aktarırken stopaj yapacaktır.
Mahkeme kararı lehine olan taraf GVK Md. 94’te tevkifat yapacak kişiler arasında yer almıyorsa (örn. gerçek kişiyse) sözleşmeli (yazılı/sözlü) avukatına stopaj yapmaksızın bu bedelleri aktaracaktır.
Avukat, mahkeme kararı lehine olan tarafa (yani müvekkiline) serbest meslek makbuzu düzenleyecek, makbuzda KDV hesaplayacak ve ödeme esnasında gelir vergisi stopajı yapılmışsa bunu da makbuzda gösterecektir.
Sonuçta Maliye Bakanlığının (Gelir İdaresi Başkanlığının) yayımlayacağı bir genel tebliğle bu konulara açıklık getirmesi avukatlar, davaya taraf olan vergi mükellefleri ve vergi daireleri açısından yararlı olacaktır. Ayrıca bu Genel Tebliğ, vergi inceleme elemanları ile avukatlar ve işlemlere taraf olan vergi mükellefleri açısından yorum farkları nedeniyle ortaya çıkan işyükünü ve farklı uygulamaları ortadan kaldırmış, hukuk güvencesini sağlamış olacaktır.

Kaynak:Bülent TAŞ / Nazmi KARYAĞDI/vergialgi.net

 

avukatcübbesi